| Trabzon Tarihcesi |
 |
Trabzon'un kuruluşu M.Ö.2000 yıllarına inmektedir. Erzurum'dan geçen ve İran sınırına
varan, Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan tarihi İpek Yolunun başlangıcında kurulan Trabzon
şehrinin ilk kurucularının Ortaasya ve Kafkaslardan bölgeye gelen Turani Kavimlerden Marlar, Tibarenler ve
Moskların olduğu tarih kitaplarında yer almaktadır.
Trabzon'un kuruluşundan itibaren
geçirdiği devreler şöyle sıralanabilir.
I.Devir: Kuruluşundan serbest şehir oluncaya
kadar geçen devir (M.Ö.2000-M.Ö.750).
Bu devir karanlık geçen bir devirdir. Bahçecik mevkiinde bulunan
bazı kalıntılar bize bu bölgeye ilk defa Kafkasya'dan Mosklar, Tibarenler ve Marların gelerek tarım
ve balıkçılık ile meşgul olduklarını bildirmektedir. Orta Asya'da ve Orta doğu'dan gelen
ticaret yollarının denize ulaştığı yer olan Trabzon'un ticari ve stratejik önemi bu dönemde
de Ege kıyıları halkınca biliniyordu.
Efsane olmakla birlikte meşhur Argonatlar
Seferi bunu gösterir. "Colehide-Kolşit" denilen şimdiki Gürcistan'ın bir kısmını ve oradan batıya
doğru Trabzon'a kadar uzanan sahili içine alan mıntıkanın ormanlarının zenginliği ve dağlardaki
madenler daha o zamanlarda meşhurdu. Milattan çok önce geçtiği sanılan seferin gayesi Kolsşit'te asılı
olduğu dilden dile dolaşan bir altın postu elde etmekti. "Altın post" un bu bölgenin zenginliğinden
kinaye olduğu söylenir. Her halde buraların servetine alâmetti. Bazı rivayetlere göre madencilik sanatı
bu bölgede oturan bir kavim tarafından bulunmuştur.
II.Devir: Serbest Şehir Devri (M. Ö.
750 M. S. 50).
Bu devir M.Ö.8. Yüzyıl ortalarından Miladın ilk yüzyılı ortalarına
kadar süren devirdir. Bu devirde M. Ö. 756 yılında Sinop'tan kolonizatör Miletliler Trabzon'a gelmişlerdi.
Zamanlarının en iyi denizci ve tüccarları olan bu kolönizatörler aslen iyonya'nın en önemli merkezlerinden
Milet şehrindendirler. Buna nisbeten Miletliler veya Mileliler diye tanınırlar.

Ege kıyılarından kalkıp boğazları aşarak Karadeniz'e çıkan ve herşeyden
önce ticaret fikriyle hareket ettikleri söylenen Miletliler ilkin M. Ö. 785 yılında savaşla Sinop'u'ele geçirmişlerdir.
Tabii limanıyla Sinop Şehri bu insanların merkezi olmuş ve oradan Karadeniz'in her tarafına, alışverişe
elverişli buldukları noktalara yayılmış ve yerleşmişlerdir.
Miletliler,
Sinop'u elde ettikten 29 yıl sonra Ordu ve Giresun ile birlikte, kendilerinden önce var olan Trabzon'a da gelmişler
ve ne şekilde olduğu bilinmeyen bir surette yerleşmişlerdir.
Şehirden ilk bahseden,
M. Ö. 400 yılında Onbinlerin bakiyesi olan sekizbin küsür kişilik ordu ile Trabzon'a gelen Yunanlı komutan
ve filozof Ksenefon'dur. Şehir O'nun zamanında Sinop'a belli bir vergi ödüyordu. Onbinler Trabzon'da kendi dilini
konuşan Sinop'a mensup Miletlileri buldular. Bir ay kadar Trabzon'a misafir kaldıktan sonra memleketlerine deniz
yoluyla ulaşmak istediler. Ancak, Trabzonluların gemilerinin önemli bir kısmı seferde olduğu için
ordunun yanlızca bir kısmının Trabzonluların yelkenleriyle denizden, diğer kısmının
ise karadan yollarına devam ettiği kaydediliyor.

Miletliler, Trabzon'dan Asya'nın göbeğine ve Ortadoğuya ulaşan ticaret yolları üzerinden
akan alışveriş hareketlerinin bağlanıp çözüldüğü Trabzon'da çok büyük servetler elde etmişler
ve merkezleri olan Sinop'u her sahada geride brakmışlardı. Trabzonluların yüzlerce parçalık gemileri
gelen ve giden ticaret emtiasını Karadeniz'in her tarafına ve boğazları aşarak Ege kıyılarına
taşıyordu.
M. S. birinci yüzyılın ortalarına kadar, bazı sarsıntılarla
birlikte devam eden bu serbest şehir dönemi Roma hakimiyeti takip etti.
III. Devir: Roma Devri (50-395)
Romalılar,
diğer Yunan sömürgelerine yaptıkları gibi Trabzon'a da "Serbest Şehir" ünvanı ve imtiyazını
bırakmışlardı. Trabzon Romalılar için doğuda bir üs ve iaşe merkezi halini almıştı.
Karadeniz'deki Yunan sömürgelerinin merkezi olan Sinop, Roma döneminin başında önemini kaybetmişti. Trabzon
ise giderek güç kazanmış ve Karadeniz'in en işlek iskelesi, en canlı ticaret merkezi haline gelmişti.
Romalılar
Trabzon'a konumundan dolayı özel önem veriyorlardı. Roma imparatoru Adrian M. S. birinci yüzyılda şimdiki
Kalepark / Güzelhisar'ın denize doğru uzanan kayaların altını oydurarak bir liman yaptırmıştı.
Osmanlı devrine kadar işe yarar halde kalmış olan bu liman sonraları kumla dolmuş ve kullanılmaz
hale gelmiştir.

Latince Bella Castron limanı olarak anılan bu liman, Avrupa-Asya ve Ortadoğu ticaretinde çok
önemli bir yere sahipti. İçten veya denizden gelen transit emtia deve ve gemilerden, limanın tam üstündeki etrafı
surla çevrili olan ve zamanına göre umumi mağaza mahiyetinde olan bu antrepoya boşaltılır, içeriye
veya taşraya gidecek olan emtia dahi oradan yüklenirdi. Burası Avrupa'dan Asya'nın ortalarına kadar ulaşan
tarihi ipek yolunun deniz ucundaki basamağında kurulan bugünkü manasıyla bir serbest bölge idi.
Trabzon'un
asıl şehirden bir buçuk iki kilometre doğuda bulunan bu transit limandan başka dahili ticarete mahsus
bir limanı daha vardı. Bu ikinci liman şehrin denize paralel giden kale duvarının önünde ve bugünkü
moloz mevkiinde idi. Doğu taraftan şehir surlarının denize uzatılmış bir kolu ve bir kulesi
tarafından korunan Moloz Limanı son yıllara kadar ayakta kalabilmiş, ancak sahil yolunun açılmasıyla
birlikte kalıntılarının önemli bir kısmı yok olmuştur.
Bundan sonra
Trabzon ve Doğu Karadeniz Bizanslılar ile Müslümanlar arasında el değiştirdi. 733 yılında
Müslümanlar bölgede yeniden hakim olmuşlarsa da bu durum uzun sürmedi ve Trabzon 739 yılında Bizanslılar
tarafından geri alındı. Ancak şehir surların dışında Müslümanların hakimiyeti
uzun yıllar devam etti.

Bizanslılar devrinde Trabzon Irak'ın da iskelesi idi. Abbasiler ilk devirlerde İstanbul'dan
Müslümanlara satılmak üzere ticaret eşyasının gönderildiği başlıca liman Trabzon'du. O
zamanlarda Trabzon'da daimi sürette oturan Müslüman tacirler vardı. Karadeniz'e Araplarca "Bahr-i Tirabizanda" denilmesi
de Trabzon'un o dönemdeki önemini göstermektedir.
Türkler Trabzon'da Malüm olduğu üzere
XI. yüzyılda Müslüman Türkler Anadolu üzerine akınlara başladılar. 1048 yılında İbrahim
Yınal, Hasankale zaferini kazandıktan sonra Türkmenler Trabzon'a kadar ilerlediler. Ancak kendilerinden önce Trabzon'u
ele geçirmeye çalışan Müslüman Araplar gibi surlar ile çevrili Trabzon'u ele geçirmeleri zor olmuş ve düzenli
Bizans ordusu karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardı. 1071 Malazgirt zaferinden sonra
ise Anadolu kapıları Müslüman Türklere kesin olarak açıldığında Trabzon ve civarının
Türkleşmesi ve Müslümanlaşması hızlanmıştı. Selçuklular 400 yıl boyunca Trabzon'u
birçok kez kuşatmışlardı. Şehir bu kuşatmalardan güçlü surları Bizans desteği ve doğal
yapısının sağladığı topografik imkanlarıyla kurtarılabilmiştir.
IV. Devir: Komnenoslar Devri (1204-1461) Bu devir Trabzon'un ticaretçe en parlak devirlerinden
biri olmuştur. Ceneviz ve Venediklerin bütün doğuda ve bilhassa Karadeniz'deki ticari faaliyet ve rekabetlerinde
Trabzon önemli bir mevkie sahip olmuştu. Venediklilerden önce Cenevizliler Trabzon imparatoru ile bir ticaret anlaşması
yaparak Trabzon'da serbest ticaret yapmak imtiyazını almışlardı. Daha sonra Venedikliler ile de aynı
şartlarla bir anlaşma imzalanarak ticari müesseseler açmalarına izin verilmiş ve 225 adımlık
bir arsa üzerinde kendilerine ait kilise, ambar gibi çeşitli binalar yapmalarına müsaade edilmişti.
O
günkü Trabzon'un ticari hayatını Alman tarihçi Fallmerayer şöyle anlatır: "İran'dan hatta Irak'ın
kum çöllerini aşarak buraya doğru kafileler gelir ve bütün beşeri ihtisas Trabzon'da temerküz ederdi. Trabzon
imparatorluğu bir transit merkezi, bir baş karargah ve dünya ticaretinin bir noktası idi.
"Bağdat
ve Kahire'nin sırmalı kumaşları, Hindistan ve Sina'nın inci ve mücevheratı, Megrelistan'ın
(Gürcistan'da) bal ve keteni, Floransa'nın erguvani kumaşları, Almanya'nın porselen ve çelik mamulatı;
sanayiye ait bütün ürünler her taraftan Trabzon çarşısını doldururdu."

Bu dönemde Trabzon'a yönelik Türk akınları giderek yoğunlaştı. Trabzon imparatorları
bu akınları savuşturmak için kızlarını civardaki Türk beyleriyle evlendirerek akrabalık
kurmaya başladılar. Aynı zamanda bazı beyliklere vergi de ödüyorlardı.
XV. Yüzyıl
başlarında Anadolu'yu istila eden Timur, Trabzon'u zaptetmiş ise de ülkesine katmayıp, oğlu Halil
Mirza'nın yönetiminde vergiye ve haraca bağlamıştı. Yıkılışa doğru giden
Trabzon Devleti'nde bir saltanat mücadelesi başlamıştı. Çevresi Osmanlı Devleti ile sarılan
Trabzon, sembolik bir devlet durumuna düşmüştü. II.Murat zamanında Trabzon, karadan ve denizden kuşatılmış
ise de, denizde fırtına çıkması yüzünden kale alınamamış, ancak esir ve ganimet alınarak
dönülmüştü.
Trabzon'un Fethi 29 Mayıs 1453 de İstanbul'un fethinden sonra
Fatih, Trabzon'un vermekte olduğu vergiyi 2000 duka altına çıkarmıştı. Erdebilli Safeviye tarikatı
şeyhlerinden Şeyh Cüneyd 1456 yılında ordusuyla Trabzon üzerine yürüdü, İmparatorluk ordusunu yenerek
şehri kuşattı. Bunun üzerine Fatih, Trabzon'un Şeyh Cüneyd'in eline düşmemesi için Amasya Valisi
Hızır Bey'i Trabzon üzerine gönderdi. Durumu öğrenen Şeyh Cüneyd kuşatmayı kaldırarak çekildi.
Hızır Bey Trabzon'u kuşatarak Meydan-ı Şarkî'de (Şimdki Belediye Meydanı) karargahını
kurdu. Fakat Trabzon'u savunmaktan korkan kral Kalo İannes vergi vermeyi kabul etmişti.
Fatih
Sultan Mehmed'i Trabzon üzerine yönelten birtakım siyasi, idari, ekonomik ve tarihi sebepler vardır. Bunların
içinde en önemlisi, Bizans'ın bir nevi kalıntısı durumundaki Trabzon Rum Devleti'nin fethi gerçekleşmedikçe,
İstanbul'un fethinin yarım görülmesiydi. Bu arada Trabzon Devleti'nin Osmanlı Devleti aleyhinde Venedik Cumhuriyeti,
İran, Gürcistan Devletleri, İsfendiyar Oğulları ve Karaman Oğulları ile ittifaklar kurması,
hısımlıkları bahane ederek Akkoyunluların Anadolu'ya göz dikmeleri ve Osmanlı topraklarına
saldırmaları karşısında Fatih, Trabzon'un fethine kesin olarak karar vermişti. 1460'da Uzun
Hasan, Fatih'in huzuruna elçiler göndererek hısımlık kurduğu Trabzon Rum Devletinden alınan vergileri
geri istemiş, bunun üzerine de Fatih elçilere "Haydi siz gidin gelecek sene ben kendim gelir mahallinde vergimi öderim"
diyerek tasavvurunu açıkça ortaya koymuştu.
Sefer için Osmanlı kara ordusu 23 Mart 1461'de
Edirne'den hareket etti. Mahmut Paşa komutasında 150 parçadan oluşan donanma da Karadeniz'e açılmıştı.
Fatih'in komutasında Üsküdar'dan Anadolu'ya geçen ordunun nereye gittiğini kimse bilmiyordu. Bu ilerleyiş sırasında
Amasra, İsfendiyaroğulları Beyliği, Kastamonu ve Sinop fethedilerek Sivas üzerinden Erzincan ovasına
inildi ve yassıçemen'de karargah kuruldu. Bu arada seferin İran üzerine olduğu düşüncesiyle korku ve telaşa
kapılan Uzun Hasan adına harekete geçen Çemişkezek Beyi Hasan'ın başkanlığında bir
elçi heyeti Fatih'in çadırında kabul edildi. Heyet içinde Uzun Hasan'ın annesi Sâra hatunda vardı. Karşılıklı
görüşmelerden sonra, heyete seferin İran üzerine olmadığına teminat verdikten sonra, elçilik heyetinin
bir kısmı ve Sâra Hatun alıkonularak, Osmanlı ordusu yönünü Trabzon üzerine çevirdi.
Osmanlı
ordusu çok zor şartlar altında Erzincan ile Trabzon arasını 25-30, bazı kaynaklara göre 40 günde
aşabilmiştir. Çekilen zorluklar karşısında Fatih'i bu seferden alıkoyabilmek için Sâra Hatun'un
:
"-Hey oğul Trabzon'a bunca zahmet nedendir? Trabzon nedir ki, ondan ötürü şehsuvar'ı Saltanat
piyade olup pürdap ola?" Dediğinde, Padişah hışımla:
"-Hey ana bu zahmet din yolundadır.
Kim ahirette Allah hazretlerine varıcak inayet ola derim. Zira bizim elimizde İslam kılıcı vardır.
Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesek bize Gazi demek yalan olur." dediğini tarihler kaydeder.

Trabzon kuşatması 40 gün sürdü. En şiddetli savaşlar Zağnos köprüsü civarında
oldu. Şehzade Mahmut Paşa yanında bulunan Rumca katibi İmparator David'e göndererek kayıtsız
ve şartsız teslim olmasını yoksa cenk yasasının uygulanacağını söyledi. David,
hiçbir ümidin kalmadığını görünce Mahmut Paşa'nın akrabalarından teyzesinin oğlu başmabeinci
Yorgi Amuriki vasıtasıyla anlaşarak şehri ve kaleyi teslim etti. Bir yandan görüşmeler yapılırken
bir yandan da çetin vuruşmalar sürüp gidiyordu. Türk Bayrağı'nın Zağnos burcuna dikildiği anda,
Trabzon Devleti'nin teslim haberide Fatih'e ulaşmıştı.
Trabzon'un fethi tarih bakımından
büyük önem taşımaktadır. Bu fetihle Bizans'ın son kalıntısıda Anadolu'dan temizlenmiş
ve bu coğrafyada tek otorite altında toplanma gerçekleşmiştir. Ayrıca, Trabzon'un fethi ile Karadeniz'in
bir Türk gölü haline gelmesi projesi için en önemli adım atılmıştır. Hepsinden önemlisi 26 Ekim 1461
günü Trabzon Devleti tarihe karışırken, Bizans'ı diriltme hülyası temelinden yok edilmiştir.
Fatih
Sultan Mehmet ilk iş olarak fetih geleneğine uyup Ortahisar'da Meryemana Altınbaş Kilisesi'ni "Ortahisar
Camii" adı ile Müslümanların ibadetine tahsis etmiştir. Daha sonra Sen Ojen Kilisesi'de camiye çevrilerek ilk
Cuma namazını burada kılmış ve adına da "Yenicuma camii" denilmiştir. Bu camilerin her
ikiside halen ibadete açıktır.
Trabzon'un idaresi Gelibolu valisi Kazım beye verilip bir
kısım asker, silah ve mühimmat bırakıldıktan sonra ordu sahil yolunu takip ederek geri döndü.
Fetihten
sonra Trabzon'un yerli ahalisinin ileri gelenleri imparator David ile İstanbul'a geri götürülmüş, bir kısmıda
kendiliğinden ayrılmıştır. Bu yüzden şehirde pek az nüfus kalmıştır. Kalan nüfus
ile Eksotha (Hızırbey), Boztepe, Aşağı Yenicuma, Tuzluçeşme, Çömlekçi semtleri de iskan ettirilerek,
kale içindi Hıristiyan bırakılmamıştır. Boşalan evler sipahi takımına yeniçerililere,
maiyet ağalarına ve mülhakattan gelen Türklere tahsis edilmiştir. Bu arada feth edilen diğer şehirlerde
olduğu gibi Trabzon'da da "Cizye-i Şerriye ve Rusumi örfiye" vergisi konmuştur. Trabzon ve civarındaki
toprakların tahribi ve tımarlara bölünerek sipahilere verilmesi gibi konularda Sancak beyi Kazım bey aldığı
emri yerine getirerek Trabzon topraklarını Osmanlı idaresi altında yeniden organize etmiştir.
Fetihten
sonra Fatih Sultan Mehmet'in yörede genel bir sayım yaptırmış olduğu biliniyorsa da, buna ait belgeler
elde olmadığından ancak 1486 yılında II.Beyazıt'ın sayımları ölçü alınmaktadır.
Trabzon hakkında bilgi veren en eski tahrir defterleri, başbakanlık arşivinde "Maliyeden Müdevver Defter
No:28" başlığı altında bulunmaktadır. Tarihsiz olan bu defter ilk olarak 1954 yılında
Ömer Lütfü Barkan tarafından kullanılmıştır.
Bufassal adlandırılan türde
olan 1486 tahrir defterinde Trabzon; Akçaabat, Görele, Tirebolu, Giresun, Laz, Maçka, Torul, Sürmene, Of, Rize, Atina (Pazar)
tımarları ile tımar sahiplerinin listeleri verildikten sonra, başta Trabzon şehrinde oturanların
ayrıntılı bir listesi de bulunmaktadır. Tahrir defterinde şehrin halkı, mahalle ya da cemaat
başlıkları altında dini guruplar olarak bölündükten sonra şehirdeki her aile reisinin de adı
verilmektedir.
Fetihten sonra, mevcut müslüman nüfusuna ait olarak iskan edilen ve geldikleri yörelere
göre ad alan müslüman cemaat grupları şunlardı:
1- Cemaat-i Niksar 7 hane 10-
Cemaat-i Sanusak 5 hane
2- Cemaat-i Ladik 7 hane 11- Cemaat-i
Amasya 31 hane
3- Cemaat-i Bafra 16 hane 12- Cemaat-i Osmancık 10
hane
4- Cemaat-i İskilip 10 hane 13- Cemaat-i Çorum 15 hane
5-
Cemaat-i Gümüş 7 hane 14- Cemaat-i Merzifon 18 hane
6- Cemaat-i
Tokat 25 hane 15- Cemaat-i Nefsi Samsun 12 hane
7- Cemaat-i Porhal (Turhal) 4
hane 16- Cemaat-i Zile 3 hane
8- Cemaat-i Göncanik(Gölköy) 8 hane 17-
Cemaat-i Satılmış Canik 1 hane
9- Cemaat-i Kavala 3 hane 18-
Cemaat-i Karakadi 10 hane
Bu Müslüman cemaatların sayısı 202
haneden ibaret olup, 1486 yılındaki Müslüman nüfusunun %78,3'ünü oluşturuyordu.
Fetihten
sonra Anadolu eyaletine (Beylerbeyliğine) bağlı bir sancak olan Trabzon'un imar edilip, Müslüman Türk nüfusu
ile iskan edilmesine özel ilgi gösterildi. H.867-1462 de Ortahisar'da Fatih Medresesi açıldı. Özellikle 1462-1465
yılları arasında Trabzon'un fetih sonrasında ikinci valisi olan Hızır Bey, onarım işlerine
hız verdi.
1470 yılında Şehzâde Bayezit'in oğlu Şehzâde Abdullah'ın
Vali olarak Trabzon'a gelmesiyle, Şehzâde şehri olan Trabzon önem kazandı.
İkinci Beyazıt
döneminde en önemli olay, Şehzade Yavuz (Yavuz Sultan Selim)'un Trabzon Valisi olmasıydı. 1489-1512 yılları
arasında Trabzon bir başkent gibi öne çıkmış, Yavuz'un 23 sene süren Valiliği döneminde imar
edilmiş, askeri ve ticari yönden canlılık kazanmıştır.
Yavuz Sultan Selim,
1514'de Çaldıran Seferine çıktığı dönemde ordunun ikmal işleri Trabzon'dan yürütülmüştür.
Çaldıran Seferi dönüşünde Bayburt'un Kığı Kalesi ile birlikte fethedilmesi (15 Ekim 1514) Padişahı
memnun etmiş, buraları fetheden Trabzon Valisi Bıyıklı Mehmet Paşa serhat muhafazası ile
görevlendirilmişti. Böylece Trabzon yeni bir idari yapılanma içinde yer aldı. Bıyıklı Mehmet
Paşaya Erzincan-Bayburt eyaleti verilerek (4 Ramazan 920-23 Ekim 1514) Rûm-i Kadim Beylerbeyliği sancaklarından
olan Canik ile Şarkî Karahisar ve müstakil idare edilmekte olan Trabzon, ayrıca o sıralarda zaptedilen Kığı,
ayrı birer sancak olan Bayburt-Erzincan Eyaletine ilave edilmişti.
Yavuz Sultan Selim'in Trabzon
Valiliği zamanında annesi Ayşe Gülbahar Sultanın hatırasına yaptırılan türbenin yanına
Cami, Medrese, Mekteb, Darül Kurra, İmaret ve hamamdan oluşan bir külliye yapılmış, tesis edilen
külliyenin yaşaması için de büyük vakıflar tahsis edilerek sürekliliği ve kalıcılığı
sağlanmıştır.
27 Nisan 1495 Pazartesi günü Trabzon'da doğan, çocukluğunu
ve gençlik yıllarının ilk yıllarını Trabzon'da geçiren ve bir Trabzon'lu olarak babası
Yavuz Sultan Selim'in üzerine 1520 yılında 26 yaşında Padişah olan Kanuni Sultan Süleyman döneminde
Trabzon, yine ön plana çıkmıştır.
Trabzon, Yavuz Sultan Selim'e şehzâde sancaklığı
yaparken, 1515'de Bayburt Erzurum Beylerbeyliğine tabi sancak durumuna getirilmiş, kısa bir dönemden sonra
Kanuni'nin ilk yıllarında Bayburt-Erzincan Beylerbeyliği lağvedilerek yeni bir yapılanmaya gidilmiştir.
Buna göre Trabzon 5 liva'dan oluşan müstakil bir eyalet haline gelmiştir.
Fetihten sonra Trabzon
şehri içinde oluşan yeni Müslüman mahallelerinin giderek çoğaldığını görmekteyiz. 1523
yılı Tahrir Defterinde bu mahallelerin şehrin hangi kesiminde bulunduklarına dair bilgiler verilmektedir.
Daha sonraki yıllarda çıkan 1553 ve 1583 yılı tarihlerinde de mahallelerin bir kısmının
ismine rastlanmaktadır. Kanuni döneminin ilk yıllarındaki dokuz mahallenin isimleri şunlardır.
A-
Ortahisarda:
1- Mahalle-i Câm-î Atik Der Kale-i Evsad
2- Mahalle-i Mescid-i Valide-i Merhum Sultan Abdullah
3- Mahalle-i Mescid-i Kıssahan Der Kalei Evsad
4- Mahalle-i Mescid-i Hacı Baba Der Kale-i Evsad
B-
Aşağıhisarda
5- Mahalle-i Mescid-i Mevlana Süca Der Kale-i Zır
6- Mahalle-i Mescid-i
Bâb-ı Bazzaz Der Kale-i Zır
7- Mahalle-i Mescid-i Hüseyin Ağa ki ser-hazin Bûd Der Nezd-i Saray-ı
Âmire
8- Mahalle-i Mescid-i Amasya Der Nezd-i Hamam Çifte
9- Mahalle-i Cami-i Cedid Der Birun-i Şehir.
Bu
dokuz mahalle dışında, hane sayısı olmadığı için adı zikredilmeyen ve onunucu
mahalle diyebileceğimiz "Cemaat-ı Mescid-i Hacı Kasım Der Nezd-i Bezzazistan" da yalnız iki nefer
(Erkek) yazılıdır. Bu cemaat ileride yeni bir Müslüman mahallesinin çekirdeğini oluşturacaklardır.
Kale
içerisinde sürdürülen iskan politikası sonunda zamanla Müslüman-Türk nüfusu ve mahalle sayısı da artmıştır.
Kale
içinde sürdürülen iskan politikası sonunda zamanla Müslüman-Türk nüfusu ve mahalle sayısı da artmıştır.
Nitekim H.961-1533 te yapılan tahrirden anlaşılacağı üzere, aradan geçen 35 yıl zarfında
yeni iskanlar ve dışardan gelenlerle müslüman mahallelerine yenileri katılmış ve bu durum defter
harici "haric-i ez defter" yazıldığı belirtilmiştir. Bu mahalleler:
1-Tabakhane,
2-Sarmaşık
Mescidi,
3-Kavak Meydan,
4-Şehre Küstü,
5-Halil Ağa Mescidi,
6-Hatuniyye
İmareti,
7-Bayram-zade Mescidi,
8-Zağnos,
9-Tekfur Çayırı,
10-İskender
Paşa Camii,
11-Hacı Hasan ve Cemaat-i Mescid-i Hoca Kasım der Nezd-i Bezzazistan Mahalleleridir.
Vilayet
ve Belediye Yönetiminde Yeni Teşkilatlanma : Osmanlı devletinde idari yapı 1864'te yeniden düzenlendi.
Bu düzenleme ile Anadolu'da kurulan ilk vilayetlerden biri Trabzon'dur.
Ayrıca dört sancakta bu vilayete
bağlanmıştı. Trabzon vilayetine bağlı sancaklar şunlardı:
1. Trabzon
merkez sancağı: (Rize, Of, Tirebolu, Bulancak, Giresun)
2. Lazistan sancağı: (Batum, Arhavi)
3.
Gümüşhane sancağı: (Torul, Kelkit)
4. Canik sancağı : ( Ünye, Samsun, Bafra)
1868 de
çıkarılan bir talimat ile İstanbul'un dışındaki vilayat, sancak ve kazalarda da belediye teşkilatı
kurulmaya karar verildi. Bu karar Trabzon'da da uygulandı. Trabzon Belediyesi ilk kurulan belediye teşkilatları
arasında yer aldı.
1870 yılı Trabzon vilayeti Salnamesinde Belediye yöneticileri şöyle
yer almaktadır.
Meclis-i Daire-i Belediye
Reîsi : Arazi memuru Fevzi Efendi
A'za
: Karantina memuru Hacı Halil Efendi, Mustafa Ağa, Artin Ağa, Banika Ağa
Katib : Abdülhamit Efendi
Muhasip hastanesi ve Memleket Tabib-i: Mosyö Lion
Karantina Memurları:
Müdürü : Haci halil Efendi
Tabib-i
: Mosyö Alkardi
Katib-i : Kamil Efendi
Bu bilgiler 1870 yılı salnamesinde yer aldığına
göre, Trabzon Belediyesinin, basım tarihinden önce teşekkül etmiş olması gerekir. Bu durumda belediye
1869'da kurulmuş demektir.
VİLAYET SALNAMELERİNE GÖRE BELEDİYE BAŞKANLARI 1.
Arazi Memuru Fevzi Efendi 1869/70
2. Hafız Ahmed Efendi 1870/71
3. Hacı Halil Efendi 1871/72
4. Ali
Rıza Efendi 1872/73
5. Hacı Derviş Ağa 1873/75
6. Ali Rıza Efendi 1875/76
7. Ali Galib
Efendi 1876/77
8. Ali Rıza Efendi 1877/81
9. Arif Efendi 1881/91
10. Rıfat Bey 1891/93
11. Mehmet
Paşa-zade Hasan Bey 1893/95
12. Hasan Bey 1895/98
13. Hacı Kadı-zade Hacı Mustafa Efendi 1889/1902
14. Han-zade Ziya Bey 1902/04
Trabzon tarihi için büyük bir kaynak olan ve 1869-1904 yılları arasında
22 sayı çıkan Trabzon Salnamesi 1904 yılından sonra çıkmadığından 1910 yılına
kadar olan dönem için sadece tahmin yürütülebiliniyor. Bu yıllarda Trabzon Belediyesi Başkanı olarak da:
15.
Belediye Başkanı Nemli-zade Hacı Osman
16. Belediye Başkanı Çulha-zade Şükrü
isimlerini
verebiliyoruz. Bu isimlere herhangi bir kaynakta raslamak mümkün olmamıştır. Nemli-zade ve Çulhazade ailelerinin
hayattaki yaşlılarından edinilen bilgi ve tahminlere göre bu sonuca varılmıştır.
1910
yılından sonra, 17. Belediye Başkanı Nemli-zade Cemal Bey ile 18. Belediye Başkanı Barutçu-zade
Hacı Ahmed Efendi'nin görevde olduğu biliniyorsa da, başlama ve ayrılma tarihleri hakkında kesin
bilgi sahibi değiliz. Bu konularda yazılı hiçbir belge ve kayda rastlamak mümkün olmamıştır.
Bu arada 1912 yılında Ali Efendi'nin başkanlığından sadece dönemin Valisi Mehmed Ali Ayni hatıralarında
söz etmektedir. Rus işgali sırasında belediyenin arşivi tamamen yok edildiği için yazılı
bir belge bulmak mümkün olmamaktadır. Bu durumda: 17. Nemli-zade Cemal
18. Barutçu-zade Hacı Ahmet Efendi (1910-1912)
19. Ali Efendi
20. Barutçu-zade Hacı Ahmed Efendi (1913-Nisan 1916)
21. Rum Metropoliti Hırisantos (Nisan
1916-Şubat 1918)
22. Barutçu-zade Hacı Ahmed Efendi (Şubat 1918-1922)
23. Hacı Ali Hafız-zade
Hakkı Efendi (1922-1923)
24. Kazaz-zade Hüseyin Efendi (Haziran 1923-1928)
XX. Yüzyıla Girerken Vilayet,
doğuda Rusya, batıda Kastamonu, güneyde Erzurum ve Sivas vilayetleri ile çevriliydi. Trabzon İran transit yolunun
liman şehri olma özelliğini herşeye rağmen koruyordu. Biri yerli olmak üzere, sekiz vapur kumpanyası
Trabzon limanına çalışıyordu. 1316/1890 yılı Trabzon Salnamesi'ne göre Vilayet merkezinde şu
ülkelerin konsoloslukları bulunuyordu: 1.İran, 2.Belçika, 3.Yunan, 4.Rus, 5.İspanya, 6.İtalya, 7.Avusturya-Macaristan,
8.İngiltere, 9.Fransa.
Trabzon ve çevresinde demircilik ileri bir düzeyde yapılıyordu. 1872
yılı Vilayet Salnamesindeki bilgilere göre Avrupa'daki soba ve kasaların benzerleri ancak Trabzon'da yapılabiliyordu.
Yörede kuyumculuk ve marangozluk da gelişmişti. Özellikle gümüş üzerine işlemeleri ünlü idi. Şehirde
önemli miktarda mum işleyen bir mumhane (şemhane) faaliyette idi.
1890 yılında Kafkasya'da
kurulmuş bulunan "Ermeni İhtilal Cem'iyyetleri İttifakı Federasyonu (Taşnaksutyun)" ilk teşkilatlarını
İstanbul, Van ve Trabzon'da açmıştı.
8 Ekim 1895'te Trabzon'daki Ermeniler ayaklandı.
Gavur Meydanında (Belediye Meydanı) toplanarak harekete geçtiler. Aldığı tedbirlerle kısa zamanda
duruma hakim olan Vali Kadir Bey, olayları bastırdı ve elebaşılarını tepeledi.
Vali
Kadir Bey 1902 yılında Trabzon'da öldü. Mezarının üzerine Padişah II. Abdülhamid'in gönderdiği
450 lira ile bir türbe yaptırıldı. İmaret Kabristanlığında (Atapark) bulunan türbe, 1936'da
yıktırılmıştır.
1902 yılı başında Prens Sebahaddin Bey'in
bulunduğu "Teşebbüsat-ı Şahsi ve Adem-i Merkezziyet Cem'iyyeti" Paris'te kurulmuş, İstanbul,
İzmir, Alaiye, Şam, Erzurum ve Trabzon'da da şubeler açmıştı. Trabzon şubesini, Sancakbeyzade
Mehmed ve Hasan kardeşler ile Nemli-zade Salim Bey kurmuştu.
Meşrutiyetin ilanından
sonra 17 Ocak 1909'da toplanan ilk mecliste Trabzon'u temsil eden milletvekilleri şunlardı: Hatip-zade Emin, Müftü
İmameddin (ölümü ile yerine Kalcı-zade Mahmud) , Saraç-zade Ali Naki, Nemlizade Mahmud, Matyo Fokidis, Meşrutiyetin
ilanından sonra beliren yeni ümitlerle Trabzon'da Ermeni ve Rum azınlıklarının kıpırdanışları
da hissedilir hale gelmişti. Bu yıllarda Türk gazetelerinin yanısıra, azınlıkların da çeşitli
adlarla gazete-dergi çıkarmaları ilgi çekiciydi.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞLARI
SIRASINDA TRABZON Birinci Dünya Savaşının en ağır darbesini gören illerden biri de Trabzon'dur.
Ruslar Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan edip, 1 Kasım 1914'den itibaren doğu hudutunu aşarak
Türk topraklarında ilerlemeye başladı. Doğu Karadeniz kıyılarını alıp, Anadolu'yu
ele geçirmeyi hedefleyen Rus orduları karşısında, Türkiye 3 Kasım'da Almanya yanında savaşa
katıldı ve 14 Kasım'da Cihad-ı Mukaddes ilan etti.
Rus savaş gemilerinin Karadeniz
limanların bombardıman etmesi ile de Trabzon ateş çemberi içine düşmüş oldu. Nitekim 17 Kasım
1914'te yirmiüç parçalık bir Rus donanması Trabzon'u bombardıman ederek büyük tahribata ve can kaybına
sebep oldu. Bombardımanlar birbirini kovaladı. Trabzon 8 Şubat ve 11 Şubat 1915'te Rus bombardımanı
ile büyük ölçüde tahrip oldu, 1000'den fazla insan öldü. Ruslar 23 Ocak 1916'dan itibaren kıyı saldırılarını
yoğunlaştırdılar. 17 savaş gemisinin desteklediği bu saldırılar sonunda birliklerimiz
geri çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada savaş gemimiz Yavuz Trabzon'a geldi. 32 ağır makineli tüfek,
bir batarya, dağ topu ve bazı askeri levazımat ile Kafkasya cephesinde kullanılmak üzere iki uçak getirdi.
Trabzon'un
İşgali: İstanbul'dan istediği yardımı alamayan 3. Ordu Komutanı Kamil Paşa,
birliklerini Ilıca'ya doğru geri çekince 16 Şubat 1916'da Ruslar Erzurum'u işgal etti. Rus kuvvetleri,
donanmanın desteğini de alarak 24 Şubat 1916'da Rize'yi işgal ettiler. Of sınırına dayanan
Ruslar karşı Baltacı Deresi'nde yöre halkından oluşan kuvvetlerle askeri birliklerimiz kahramanlıklarla
dolu savunma yaptılar. Rus ordusunu 20 gün durdurmayı başaran birliklerimiz, düşmanın denizden ve
karadan saldırılarının yoğunlaşması ve bu arada hiçbir yerden destek gelmemesi sonucu geri
çekilince, 15 Mart 1916'da Of İlçesi düşman eline geçti. Daha sonra Sürmene işgal edildi ve düşman Trabzon
kapılarına dayandı.
18 Nisan 1916'da Trabzon Rumlarından bir heyet, Türklerin 15-16
Nisan şehri boşalttığını işgal kuvvetleri komutanı General Lyhkov'a bildirerek kendisini
şehre davet etti. Azınlıkların seviyesiz çılgınlıkları ve karşılama törenleriyle
Erzurum Caddesinden Belediye Meydanına giren işgal kuvvetleri şehri teslim aldı. Trabzon'un acı dolu
esaret ve muhacirlik günleri başladı. Göç edemeyerek şehirde ve köylerde kalan müslüman halka büyük işkenceler
yapıldı. Özellikle yerli Rumlar ve Ermeniler adeta katliama ve yağmalamaya giriştiler. Değerli eşyalar,
kültür ve sanat eserleri sandık sandık Rusya'ya götürüldü. Girilmedik ve yağmalamadık yer bırakılmadı.
Trabzon'un
Kurtuluşu: 1917'de Rusya'da Bolşevik ihtilali olunca, Rus ordusunda büyük bir panik başladı.
Geri çekilmek zorunda kalan Ruslarla, 18 Aralık 1917'de Erzincan Antlaşması yapıldı. Bu antlaşmaya
Ermeniler uymayıp, Türkler aleyhinde katliamlara girişince, Ordu Komutanı Vehip Paşa'ya ileri harekat
emri verildi. 11 Şubat 1918'de genel hareket emrini alan ordumuz, bir koldan Kafkasya üzerine ilerlerken, diğer
koldan Trabzon'lu Albay Hamdi Bey (Pirselimoğlu) komutasındaki 37. Tümen; Giresun'dan 123. alay ile takviye edilerek
Trabzon üzerine yola çıktı.
Bölgedeki çeteleri de temizleyerek ilerleyen birliklerimiz 15 Şubat
1918'de Vakfıkebir'i, 18 Şubat 1918'de Akçaabat'ı geri aldı. Birkaç gün içinde çevreyi düşmanlardan
temizleyen birliklerimiz 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon'a girdi. Trabzon'un ve Trabzon'lunun 2 yıla yaklaşan
esaret ve muhacirlik çilesi sona erdi.
Osmanlı Devleti, Brest-Litovsk Anlaşması ile doğudaki
topraklarını istiladan kurtardı.
Ancak Trabzon, kurtuluşun sevincini tadamadı.
Zira hicretten dönen halkı harabeye dönen Trabzon'da yoksulluk ve sefalet bekliyordu.
Kurtuluş
Savaşı Yıllarında Trabzon
Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı'nda
"Müttefik Devletler" yanında savaşa girip yenik düşünce "İtilaf Devletleri" ile "Mondros Ateşkes
Antlaşması"nı imzalamak zorunda kalmıştı. Bu anlaşmaya göre, Doğu vilayetleri Ermenilere
verilecek, Karadeniz sahillerinde Pontus Devleti kurulacaktı. Ülkenin içine düştüğü bu durum, yurdun her tarafında
"Müdafa-i Hukuk" cemiyetlerinin en güçlüsü Trabzon Müdafa-i Hukuk Cemiyeti idi.
Başkanlığını
Belediye Reisi Barutçuzade Ahmet Bey'in yaptığı Cemiyet, bu konularda adeta öncülük yaparak, vatanın topyekün
savunulması için yoğun çalışmaların içine girmişti. Bu maksatla da önce bir yayın organına
sahip olmanın gereğine inanılarak "İstikbal" gazetesi Faik Ahmet Barutçu yönetiminde çıkarılmıştı.
İşgalin ağır darbeleri altında bütün müesseseleri zarar gören Trabzon'da, bir gazete basacak çalışır
durumda Türk matbaası olmadığı için, çıkarılan gazete bir müddet Mihailidi isimli bir Rum matbaasında
basılmış ve daha sonra yeni bir matbaa kurulabilmiştir.
Trabzon'un önderliğini
yaptığı mücadele fikri, süratle çevre ile ve ilçelere yayılmıştı. Trabzon'da olup bitenler
titizlikle takip ediliyor, bölgenin kalbi adeta Trabzon'da atıyordu.
Cevat Dursunoğlu bu gerçeği
söyle anlatıyor:
"Mondros Mütakeresi'nde "Vilayet-i Sitte" adı altında Erzurum, Van, Bitlis,
Elazığ, Diyarbakır, Sivas vilayetlerinin mukadderatı birleştirilmiş. İtilaf Devletleri
buralarını Büyük Ermenistan'a vaadetmiş, üstelik Trabzon vilayetini de Pontusçu Rumlara bağışlamıştı.
Trabzon'un bu konulardaki hazırlığı ve çalışmaları sonucunda Erzurum Kongresinin yapılması
gerçekleşmiştir. Çalışmalar Kurtuluş Savaşı boyunca devam ve zaferin kazanılmasında
Trabzon'un ve Trabzon'luların çok büyük payı olmuştur.
Bu vilayetlerden Trabzon zaten kendi
teşkilatını yapmış ve çok kuvvetli çalışmağa başlamış olduğu gibi,
bizi de teşvik ediyordu. Bu karanlıklar içinde bazı aydın noktalar eksik değildi. Trabzon'da çıkan
"İstikbal Gazetesi" nde Faik Ahmed Barutçu, bu bölgede türeyen Pontusçularla yiğitçe doğüşüyor. Muhaza-i
Hukuk Cemiyeti, Karadeniz sahillerinde fikirleri bir araya topluyor ve tesir alanını hergün biraz daha genişletiyordu".
(Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadele'de Erzurum, Ankara 1946)
Trabzon'un bu konulardaki hazırlığı
ve çalışmaları sonucunda Erzurum Kongresinin yapılması gerçekleşmiştir. Çalışmalar
Kurtuluş Savaşı boyunca devam etmiş ve zaferin kazanılmasında Trabzon'un ve Trabzon'luların
payı çok büyük olmuştur.
TRABZON İLİNİN COĞRAFİ KONUMU, TABİİ ÖZELLİKLERİ VE ŞEHRİN
KURULUŞU
Trabzon, Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda, Karadenizin tabii bir limanının kıyısında,
Asya ve Ortadoğu transit yolunun başında kurulmuş bir şehirdir. 41 derece kuzey enleminde ve 39 derece
43' doğu boylamında bulunur.
Yüzölçümü 4685 km2 olan Trabzon ili doğuda Rize, güneydoğuda
Bayburt, güneyde Gümüşhane, batıda Giresun illeri, kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir.
1990'da
nüfus açısından Karadeniz Bölgesinin 4., ama nüfus yoğunluğu en yüksek ili idi. Aynı yıl Türkiye'de
Km2'ye 73 kişi düşerken, Trabzon ilinde 170 kişi düşüyordu.
DOĞAL YAPI
Ülkenin, yüzölçümü oldukça küçük illerden biri olan Trabzon, akarsu vadileri ile derin biçimde yarılmış
dağlık ve engebeli alanlardan oluşur. Doğu Karadeniz sıradağlarına bağlı kıyı
dağlarının yüksek kesimlerinden Karadeniz kıyısına kadar uzanan Trabzon ilinin doğal bitki
örtüsü, doğu ve batı da komşusu olan iller gibi çok zengindir. Kıyıdan hemen yer yer duvarı
andıran biçimde yükselen, doğu-batı doğrultusundaki bu dağlar, güneye gidildikçe yumuşak bir
eğimle daha da yükseldikten sonra, il sınırları başında Çoruh ve Harşit yarma vadilerine
doğru oldukça dik yamaçlarla alçalır.
Trabzon ilinin güney kesimini doğu-batı doğrultusunda
uzanan Haldızen, Soğanlı, Trabzon ve Zigana dağları engebelendirir. Yer yer 3 bin metreyi aşan
bu dağların yüksek kesimleri doğal sınırı oluşturur. İlin en yüksek noktaları
güneydoğudaki Haldızen dağında 3193 metreye erişen Karakaya Tepesi ile güneydeki Çakır Göl dağının
doruğudur. (Dere boyunun tepesinde 3082 m.) Kuzeye bakan kesimleri bol yağış alan bu dağlar kızıl
ağaç, gürgen, kestane, kayın, köknar ve ladinden oluşan yoğun bir orman örtüsü ile kaplıdır.
Güneye bakan yamaçlarında ise sarıçam ormanları vardır. Ormanın üst sınırının
geçtiği 2000-2100 metre yükseklikten sonra rastlanan alp tipi çayırlarla kaplı yaylalar (Sultan Murat, Madur,
Cami Boğazı, Kişit, Hoca Mezarı, Çernik, Paparza, Karadağ, Beypınarı, Haçka gibi) sayfiye
olarak ve hayvancılık açısından önem taşır.
İl topraklarından kaynaklanan
suların tümü Karadeniz'e dökülür. Bu suları toplayan akarsulardan başlıcaları Solaklı Çayı,
Baltacı, Karadere, Değirmendere, Foldere, Yanbolu ve Kale dereleridir. Fazla yağış, gevşek ve
kaygan arazi yapısı ve akarsuların derin biçimde yardığı bazı dik yamaçlardaki cılız
bitki örtüsü ilin çeşitli yörelerinde zaman zaman can ve mal kaybına yol açan sel ve heyelanlara neden olur. Sera
gölünün ortaya çıkmasına yol açan heyelan, 1988'de Maçka ilçesinin Çatak köyünde 64 kişinin hayatını
yitirmesiyle sonuçlanan heyelan, 19-20 Haziran 1990'da ilde 4 kişinin de kaybolup, 39 kişinin vefat ettiği
sel bu doğa olaylarının en önemli örneklerindedir.
Trabzon ilindeki başlıca göller,
Çakır Göl dağındaki Buzyalağı Gölü ile Sera Gölü ve Uzungöl adlı heyelan gölleridir.
Fazla
girintili çıkıntılı olmayan Karadeniz kıyısında akarsuların taşıdığı
alüvyonların yığılmasıyla küçük düzlükler oluşmuştur. Doğal plajlara da rastlanan
bu kıyıdaki başlıca çıkıntı, Akçaabat ile Vakfıkebir arasında ilin en kuzey noktasını
oluşturan ve Fener Burnu adıyla da bilinen Yoroz Burnudur. Kuzeybatı rüzgarlarına (Karayel) kapalı
Akçaabat koyu ise doğal liman özelliği taşır.
Trabzon topraklarının %30'u
dağlık %60'ı kıyıdan içeriye doğru gittikçe yükselen ve ortalama 25-30 metre arası değişen
bir eğim gösteren alanlar biçimindedir. Ancak %10'u düzlük olan il toprakları genellikle engebelidir.
Trabzon'da
yumuşak bir deniz iklimi hakimdir. En sıcak ay ortalaması 23 derece (Ağustos) , en soğuk ay ortalaması
7 derece (Şubat) . Ortalama yağış miktarı metrekareye 830 mm3'dür.
ŞEHRİN
KURULUŞU
Trabzon , Karadeniz kıyılarının en eski ve en büyük şehridir. Bu şehrin
kuruluşu ve önemi iki tabii sebebe bağlanır.
Birinci sebep: Bu bölgede kıyı ile
iç bölge arasında bağlantı yolları pek azdır. Arkadaki Harşit ve Çoruh vadilerine ulaşabilmek
için 3000 m yükseklikleri aşmak gerekir. Hiçbir yerde bu dağ silsilesini yarmış, tabii yol olabilecek
geniş bir vadi yoktur. Bu geçit vermez dağların aşılabilen en elverişli noktası eskiden
olduğu gibi bu gün de Zigana Geçididir. Bu geçitten iç bölgeye ulaşan yol Trabzon'un bulunduğu yerden başlamaktadır.
Bu yol, limanın güneyindeki Değirmendere vadisinden itibaren 30 km kadar hafif bir yükselişle Zigana Dağlarının
yamaçlarını boylar. 66 km sonra bu dağ silsilesinin 465 m yüksekliğindeki biricik geçidine ulaşır.
Buradan Harşit vadisine inilir. Bu vadiden de Orta Anadolu yaylalarına varılır.
Doğu
Karadeniz bölgesinin içle bağlantısını temin eden en müsait ve en büyük yol başının bulunduğu
yer olması Trabzon şehrinin burada kuruluşunun birinci sebebini teşkil eder.
İkinci
Sebep: Batı rüzgarlarına karşı Yoroz Burnu ve Güzel Hisar kaya çıkıntısı ile az çok
korunmuş, Boztepe dik eteğine doğru sokulmuş koyun küçük gemilere sığınak teşkil edebilecek
tabii bir liman olması ile şehrin kurulması ve gelişmesine müsait bir arazinin bulunması Trabzon
Şehrinin kuruluş yerinin seçiminde ikinci sebep sayılır.
ŞEHRİN KURULDUĞU YER Şehrin üzerinde yer aldığı sırt,
deniz kıyısına dik yarlarla inen Değirmendere, Kuzgundere (Tabakhane Deresi) ve Zağanos Deresi gibi
vadilerle kesintiye uğrar ve kıyıdan itibaren 6-18, 15-20, 110-120 m yüksekliklerinde bir takım basamaklara
ayrılır. Daha geride, şehrin 3 km. güneydoğusunda Trabzon'un yaslandığı dik yamaçlı
ve düz sırtlı Boztepe Tepesi yer alır. Boztepe'nin daha batısında Soğuksu Tepesi yer alır.
Trabzon Şehri yükseklikleri 200 m'yi geçen bu tepelerin kuzey eteklerinde, yamaç meyillerinin biraz hafiflediği
kesimlerden başlayarak, bir amfiteatr gibi alçak yarların üstüne kadar mahallelerini yayar. Liman kesimi dışında
Şehrin ana kitlesi yarlar üstünde kalır ve denizle doğrudan doğruya temasa gelmez.
Sözü
edilen sırt üzerinde elverişli bir yerleşme zemini bulunmuş ve dik yamaçlı vadiler arasındaki
saha kolaylıkla tahkim edilebildiği gibi, şehrin doğu ucunda da karayele karşı bir dereceye
kadar koruyucu bir iskele oluşmuştur.
Tabakhane ve Köprüsü Trabzon morfolojisi üzerine
önemli bir makale neşreden Prof.Dr.Ahmet ARDEL, Trabzon civarının genellikle bir yayla olduğunu, güney-kuzey
doğrultusunda akan dereler tarafından oldukça parçalandığını belirttikten sonra morfolojik yönden
Trabzon'u üçe ayırır :
1- Değirmendere deltası bir tarafa bırakılırsa
geri kalan kısmı koyu renkte nefelinli andezit tüflerinden teşekkül eden sahil bölgesi. Zağnos, Kuzgundere,
Değirmendere bu bölgede önemli gedikler meydana getirmişlerdir.
2- Kıyının arkasında
birbirinden dikliklerle ayrılmış denize doğru hafifçe eğik yüzeyler arz eden taraçalar bölgesi...
Trabzon Şehri bu taraçalar üzerinde kurulmuştur.
3- Ortalama yükseltisi 200-250 m arasında
olan tepeler bölgesi (Boztepe, Telsiz tepe, Soğuksu ve Zafanoz sırtları). Kısmen düz ve kısmen de
dalgalı durumda olan bu tepeler yer yer çıplak ve yer yer ağaçlarla kaplıdır. (Prof.Dr.ARDEL, Ahmet-Trabzon
ve Civarının Morfolojisi üzerine Gözlemler, Türk Coğrafya Dergisi, 1. yıl 1.Sayıdan ayrı basım,
Ankara-1943)